İçeriğe geç

İnsan günü ne zaman ?

Kayseri’de Bir Kış Sabahı ve İçimdeki Sessiz Soru

Merhaba! Medicotherapy sayfasının bu haftaki konusu “İnsan günü ne zaman”. Umarız faydalı bulursunuz!

Kayseri’de sabahlar hep biraz sert başlar. Soğuk, yüzüne tokat gibi çarpar; insanı uyandırmakla kalmaz, içindeki düşünceleri de dürter. O sabah da öyleydi. Montumun fermuarını çeneme kadar çekmiş, otobüs durağında bekliyordum. Telefonuma bakmıyordum bile. Çünkü ekranda gördüğüm hiçbir şey, içimdeki ağırlığı değiştirmiyordu.

25 yaşındayım. Dışarıdan bakınca “hayatının başındasın” derler. Ama bazı sabahlar, sanki çok uzun bir yol yürümüşüm de hiç ilerlememişim gibi hissediyorum. O gün de öyleydi. Defterime yazmak istiyordum ama elim üşüyordu. Cebimdeki küçük not defterini hissettim sadece.

Ve o soru yine geldi aklıma:

“İnsan günü ne zaman?”

Bunu ilk kez kendime sorduğumda bir şaka gibi gelmişti. Ama artık şaka değildi. İçimde büyüyen, net cevabı olmayan bir soruya dönüşmüştü.

Otobüs Durağında Başlayan Düşünceler

Durağa iki kişi daha geldi. Bir kadın, elinde poşetler. Bir adam, sabah mahmurluğu ile yere bakıyor. Kimse kimseye bakmıyor. Sanki herkes kendi içine kapanmış bir şehirde yaşıyor.

O an düşündüm: İnsanlar gerçekten birbirini görüyor mu?

Belki de “insan günü” dediğim şey tam olarak buydu. İnsanların birbirini fark ettiği, gerçekten baktığı bir gün. Ama Kayseri’de, hatta belki her yerde, herkes kendi hayatının içinde kaybolmuş durumda.

Otobüs geldiğinde kapı açıldı, sıcak hava yüzüme çarptı. İçerideki buğulu camlar, insanların yüzlerini yarım yamalak gösteriyordu. Bir koltuğa oturdum ve camdan dışarı baktım. Şehir akıyordu ama ben durmuş gibiydim.

Bir Çay Ocağında Küçük Bir Karşılaşma

O gün işten erken çıkmıştım. Aslında işten çıkmak değil de, biraz kaçmak gibi bir şeydi yaptığım. Bir çay ocağına girdim. Küçük, eski bir yerdi. Sandalyeler tahta, masa kenarları çiziklerle dolu.

Çayımı beklerken yan masada iki kişi konuşuyordu. Yaşlı bir adam ve genç bir çocuk. Çocuk sürekli telefona bakıyordu, adam ise anlatıyordu.

“Eskiden insanlar birbirine daha çok bakardı,” dedi adam. “Şimdi herkes ekrana bakıyor.”

Bu cümle içime oturdu. Sanki bana söylenmiş gibiydi.

Çayımı içerken defterimi çıkardım ve yazdım:

“İnsan günü ne zaman? İnsanların gerçekten birbirini gördüğü gün mü?”

Yazarken bile cevabı bilmiyordum.

Geceye Doğru Yürürken İçimde Büyüyen Boşluk

Akşam olduğunda hava daha da soğumuştu. Kayseri’nin geceleri sessiz olur ama bu sessizlik huzur vermez, daha çok düşündürür.

Yolda yürürken ışıklara bakıyordum. Her evde bir hayat vardı. Her pencerede başka bir hikâye. Ama ben kendi hikâyemin içinde sanki dışarıdan izliyordum kendimi.

Bir bankta oturdum. Ellerim cebimde, başım hafif öne eğik.

O an içimde bir şey kırıldı gibi hissettim ama bu kırılma ses çıkarmadı. Sessiz bir kırılmaydı.

Ve yine aynı soru:

“İnsan günü ne zaman?”

Belki de bir gün takvimde yazıyordur diye düşündüm. Ama hiçbir takvimde görmemiştim.

Çocukluk Hatırası ve Kaybolan Basitlik

Bir anda çocukluğum geldi aklıma. Mahallede koştuğumuz günler, akşam ezanı okunana kadar sokakta kaldığımız zamanlar.

O zamanlar “insan günü” diye bir şey yoktu. Çünkü herkes zaten insandı. Kimse bunu hatırlamak zorunda değildi.

Şimdi ise sanki bunu hatırlamaya çalışıyoruz. Bir şeyleri kaybetmişiz de geri bulmaya çalışıyoruz gibi.

Defterimde eski bir sayfa açtım. Üzerinde şunlar yazıyordu:

“Mutlu olmak için büyük şeylere gerek yok.”

O cümleyi yazan kişiyle şu anki ben arasında büyük bir mesafe vardı.

Arkadaşımın Söylediği Basit Bir Cümle

Bir gün arkadaşım ile yürürken ona bu soruyu sordum:

“İnsan günü ne zaman sence?”

Bana baktı, gülümsedi ama alay eder gibi değil. Daha çok yorgun bir anlayışla.

“Belki de,” dedi, “birinin seni gerçekten dinlediği gündür.”

O an sustum.

Çünkü uzun zamandır gerçekten dinlenmediğimi fark ettim. Belki ben de kimseyi tam anlamıyla dinlemiyordum.

Belki “insan günü” dediğim şey, sadece konuşmak değil, gerçekten anlaşılmakla ilgiliydi.

Gece Yarısı Defterime Yazdıklarım

O gece eve döndüğümde ışığı açmadım. Sadece masama oturdum. Defterimi açtım.

Şöyle yazdım:

“Bugün de ‘insan günü ne zaman?’ diye sordum. Belki de yanlış soruyorum. Belki insan günü bir tarih değil. Bir an. Bir bakış. Bir duruş.”

Kalem elimde durdu. Bir süre yazamadım.

Sonra devam ettim:

“Belki biri sana gerçekten ‘nasılsın?’ diye sorduğunda başlıyor.”

Ama sonra kendime dürüst oldum. O soruyu bile çoğu zaman otomatik cevaplıyordum.

Hayal Kırıklığı ve Küçük Umutlar

Hayal kırıklığım büyük değil aslında. Sessiz. Derinden gelen bir şey.

İnsanların birbirine bu kadar uzak olması, bazen içimi sıkıyor. Ama yine de tamamen umutsuz değilim.

Çünkü bazen küçük anlar oluyor.

Birinin kapıyı tutması.

Birinin göz göze gelince gülümsemesi.

Birinin gerçekten “iyi misin?” diye sorması ve cevabı beklemesi.

İşte o anlarda içimde bir şey hafifliyor.

Belki de insan günü, böyle anların çoğaldığı gün.

Son Soru: İnsan Günü Ne Zaman?

Benzer Bir Yazı: İnsan evrimi kanıtlandı mı ?

Şimdi bunu yazarken bile kesin bir cevap veremiyorum.

Ama şunu hissediyorum:

İnsan günü, takvimde işaretlenmiş bir gün değil.

İnsan günü, insanların birbirini unutmamaya karar verdiği gün.

Belki yarın.

Belki hiç beklemediğim bir anda.

Belki de birinin sessizce beni anladığı küçük bir saniyede.

Kayseri’nin soğuk sabahlarında, otobüs duraklarında, çay ocaklarında, yürüdüğüm boş sokaklarda bu soruyu taşımaya devam edeceğim.

“İnsan günü ne zaman?”

Ve belki bir gün, bu soruyu sormama gerek kalmayacak.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
403 Forbidden

403

Forbidden

Access to this resource on the server is denied!